Otomotivde tüm firmalar ‘dönüşüm planı’nın içinde yer almalı

Otomotiv Satış Sonrası Ürün ve Hizmetleri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Rıza Şahin

Türkiye’de otomotiv sektörünün geliştirilmesi için önemli çalışmalar yapan Otomotiv Satış Sonrası Ürün ve Hizmetleri Derneği, aktif olarak hizmetlerine devam ediyor. Derneğin genel olarak faaliyet alanlarından ve yapılanmasından bahsedebilir misiniz?

Otomotiv Satış Sonrası Ürün ve Hizmetleri Derneği (OSS), Otomotiv Satış Sonrası Sektörünün ülkemizde gelişmesine ve büyümesine katkı sağlamak amacıyla 1995 yılında kuruldu. Bu alanda, uluslararası arenada faaliyet gösteren ve sektörde serbest ve adil bir piyasa rekabetinin korunması için Avrupa Birliği platformunda çalışmalar yapan FIGIEFA’nın üyesidir.

Otomotiv Satış Sonrası kanalındaki önde gelen ulusal ve uluslararası tedarikçiler, uluslararası ticari gruplar ve toptancı şirketlerin oluşturduğu OSS Derneği; dağıtım kanalının gelişmesi, daha profesyonel bir yapıya gelmesi ve Avrupa standartlarına erişmesi için faaliyetlerde bulunmaktadır.

Derneğimizin bugün itibariyle, sektörün tamamını kapsayan 125 üyesi bulunmaktadır. Üyelerimizin dağılımına baktığımızda, 77’si dağıtıcı firma, 48’i de üretici firmadır. Üyelerimizin toplamda 30 binin üzerinde istihdamı söz konusudur.

Dernek olarak yakın zamanda bir seçim sürecini tamamlandınız. Bu süreçle ilgili bilgi verebilir misiniz? Yeni yönetim nasıl şekillendi?

Geçtiğimiz 21 Aralık’ta derneğimizin Olağanüstü Seçimli Genel Kurulu geniş katılımla gerçekleşti ve ekip olarak oy çokluğu ile yeni yönetime seçildik. Yeni Yönetim Kurulumuz, üreticisinden dağıtıcısına kadar sektörümüzün tamamını kucaklayan ve her biri köklü geçmişe sahip firma temsilcilerinden oluşuyor. Yönetim olarak amacımız şeffaf, izlenebilir ve paylaşımcı bir yönetim anlayışıyla üyelerimize hizmet vermek…

Tüm adımlarımızı, devraldığımız bayrağı daha da ileriye taşımak, güçlü ve sürekliliği olan bir örgüt kültürü oluşturabilmek adına atacağız.

Dernek bünyesindeki komite çalışmalarından söz edebilir misiniz?

OSS bünyesinde İletişim Komitesi, Sigorta, Rekabet ve Telematik Komitesi, Eğitim Komitesi, Dijital Takograf Komitesi ve Sahte Taklit Ürünler Komiteleri aktif olarak faaliyet göstermektedir.

Bu komitelerimizle; güçlü bir örgüt kültürü oluşturmak, derneğin misyon ve vizyonuna, hedeflerine uygun çalışmalar yapmak, ulusal ve uluslararası platformlarda ses getirecek projelere imza atmak, katma değerli faaliyetler yürütmek, sektörde farkındalık yaratmak, belirli periyotlarda toplanarak etkin bir çalışma platformu tesis etme gibi ortak amaçlar çerçevesinde çalışmalar yürütmeyi hedefliyoruz.

2018 yılı için planlamalar nasıl, neler yapılacak?

Otomotiv Satış Sonrası Sektöründe kaliteli ve güvenilir hizmetin yaygınlaşması için çalışmalar yapıyoruz. Kamuoyunda sektörün itibarını güçlendirmek, doğru bilinen yanlışları düzeltmek için projeler yürütüyoruz. Yani hem sektörümüze hem de araç sahiplerine fayda sağlayacak faaliyetlerde bulunuyoruz.

2018 yılı için oldukça yoğun bir ajandamız var. Bir yandan derneğimize yeni üyeler kazandırırken, diğer yandan komitelerimizin kapsamını genişleteceğiz.

Kamu nezdindeki lobi faaliyetlerimizi yoğunlaştırarak sektörümüzün sorunları için mücadele etmek, listemizdeki ilk başlıklardan biri olmaya devam edecek. Bunlarla birlikte, derneğimizin araç datalarına erişim ve telematik konularında yürüttüğü çalışmalarda önemli ölçüde yol almayı, nitelikli iş gücü ihtiyacına katkı sunacak eğitim faaliyetlerimizi hızlandırmayı ve sektörümüzün diğer Sivil Toplum Kuruluşları ile olan iş birliklerimizi artırmayı hedefliyoruz.

 Türkiye’de otomotiv satış sonrası pazarını temsil eden en önemli kuruluş OSS. Bu açıdan baktığınızda ülkemizde satış sonrası pazarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Otomotiv sektöründe otomobilin üretim, satış, ihracat gibi göstergeleri tüm detayları ile analiz ediliyorken, satış sonrası pazarı için ne yazık ki sayısal verilerin takibi imkansızlaşıyor.
TÜİK’in verilerine göre Türkiye’de bugün trafiğe kayıtlı 21,7 milyon araç bulunuyor. 2002 yılında her bin kişiye 61 otomobil düşerken, 2017’de bu rakam 143’e yükselmiş durumda. Araç parkının ortalama yaşı ise 12,9. Bu göstergeler ışığında Türkiye, Bulgaristan ve Romanya ile birlikte Avrupa araç parkından %6’lık bir pay alıyor. Söz konusu üç ülkenin Avrupa otomotiv satış sonrası pazarındaki hacimleri ise %5’lik bir orana tekabül ediyor. Son 10 yılda toplam pazarda ortalama %23 oranında artış kaydeden Türkiye, üreticisinden dağıtıcına herkesin radarına girmiş durumda. Avrupa pazarını domine eden satınalma gruplarının tamamı, Türkiye pazarında aktif rol oynuyor. Bizim tahminimiz, otomotiv satış sonrası pazarının büyüklüğünün bugün itibariyle 5 milyar Dolar’ın üzerinde olduğu yönündedir. 2020’de ise pazarın büyüklüğünün ise 6,5 milyar Dolar olması bekleniyor.

Satış sonrası pazarının geliştirilmesi ve uluslararası piyasalardaki gücünün artırılması için ne tür çalışmalar yapılıyor, ne tür çalışmalar yapılmalı? Bu noktada sivil toplum kuruluşları olarak size ve üye şirketlerinize ne gibi görevler düşüyor?

Otomotiv sektörü bugün, yepyeni bir ekosistem modeli ve farklı iş yapış şekilleri ile benzersiz bir noktaya doğru yolculuğunu sürdürüyor. Araştırmalar da gösteriyor ki; gelecek 10 yıl, son 20 yıldan çok daha hızlı bir dönüşüm sürecine ve dinamizme sahne olacak. İnovasyon temelli itici güçler, otomotiv sektöründe pazarlama stratejileri ve iş modelleri üzerinde etkili olurken, büyük fırsatları da beraberinde getirecek. Otonom (sürücüsüz), elektrikli, internet bağlantılı ve paylaşımlı araçlar, artık çok da uzağımızda değil!

Teknoloji şirketlerinin girişimleri, büyük otomobil devlerinin yatırımları, otomotiv dünyası kadar satış sonrası pazarı için de hızlı bir değişimin habercisi olacak. KPMG’nin son araştırması da gösteriyor ki, sektörün ‘ekonominin lokomotifi’ kimliğini koruyabilmesi için tüm firmaların dünya genelinde başlayan ‘dönüşüm planı’nın içinde yer almaları gerekiyor. Bu dönüşüm planına ayak uydurmak için de Ar-Ge yatırımlarına öncelik vermek ve inovasyonu kurum kültürünün bir parçası haline getirmek gerekiyor. Özetle, “değişime ayak uydurulması”, sadece otomotiv sektörü için değil, Türkiye ekonomisi için de büyük önem taşıyor.

 Son dönemlerde özellikle üretim yapan sektörlerde gündemi meşgul eden en önemli konulardan biri Endüstri 4.0. Dijital dönüşüm, geleceğin üretim teknolojisi, hız-verimlilik-kazanç-optimizasyon gibi kavramlarla yan yana anılan Endüstri 4.0 hakkında genel görüşlerinizi alabilir miyiz?

Dünyada her geçen gün kaynakların azalıp üretim hacminin artmasıyla birlikte, üretim sistemlerinde de farklılaşma meydana gelmektedir. Bu değişime neden olan birçok faktör bulunurken, temel nedenler olarak başta artan maliyetler, sürekli yenilik beklentileri ve gittikçe şiddetlenen küresel rekabet gösterilmektedir. IV. Sanayi Devrimi: Endüstri 4.0 olarak adlandırılan bu yeni süreçle birlikte, üretimin her safhasında dijitalleşmenin gerçekleşerek pazar gereksinimlerinin daha hızlı, esnek ve verimli bir şekilde karşılanması mümkün olabilmektedir.

Sektörlerin teknolojiye bakış açısı ve kullanımını baştan aşağı değiştirecek olan Endüstri 4.0’ın küresel alanda otomotiv sektörüne etkileri neler olacak?

Otomotiv sektörü hiç şüphesiz Endüstri 4.0 süreçlerine en hızlı adapte olan sektörlerin başında geliyor. Sektör, nesnelerin interneti, robot teknolojileri ve özellikle yedek parça üretiminde bir devrim sayılabilecek 3D (katmanlı) üretim olanaklarını verimli bir biçimde kullanmaya başladı.

Araştırmalara göre özellikle prototiplerin oluşturulmasında başvurulan 3D teknolojisi prototip maliyetlerinin yüzde 50’ye varan oranda düşmesini sağlıyor. Bu teknolojinin gelişmesiyle, işgücünün toplam üretim maliyetleri içindeki payının giderek düşmesi ve düşük işgücü maliyeti avantajının önemini kaybetmesi öngörülüyor.

Genel anlamda ise akıllı üretim teknolojileri ürün tasarımının gelişmesi, geleneksel üretimin dönüşmesi ve tedarik zincirindeki verimsizliklerin giderilmesi anlamında sektörü kökten etkileyecek.

Öte yandan bizler de OSS olarak bu konuda önemli çalışmalar yürütmeyi hedefliyoruz. Özellikle “Aftermarket 4.0” odağında ciddi çalışmalarımız var. Bu konuyla ilgili daha somut bilgileri yakın gelecekte paylaşacağız.

 Türk otomotiv sektörü mali yapısı, işgücü, üretim biçimleri, teknolojisi, satış ve pazarlama ağları ve marka değeriyle bu değişime hazır mı? Neler yapılması gerekiyor?

Değişime adaptasyon, yatırım yaparak bir günde hayata geçirilebilecek bir olgu değil… Uzun vadede ülke ekonomisi için bu kadar önemli yere sahip olan otomotiv sanayinin, dijitalleşme ve markalaşma çalışmaları ile küresel anlamda kapsamlı dönüşüm yaşadığı bu dönemde, yerli oyuncuların hızlı gelişen bu dönüşüme adaptasyonu, yerli otomotiv sektörünün rekabetçiliğini sürdürebilmesi adına kritik önem taşımaktadır.

Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) tarafından hazırlanan Otomotiv Ana ve Yan Sanayi raporunda yer alan değerlendirmelere göre, 2020 yılında nesnelerin interneti ile yollarda olacak otomobil sayısının 250 milyona ulaşacağı tahmin edilirken, Brexit süreci, ABD’nin ticaret anlaşmalarından ayrılma isteği başta olmak üzere hükümetlerin korumacı politikalarının tüm dünyada yaygınlaşması, Türkiye otomotiv sektörü ticaret yapısının da etkilenmesine sebep olacaktır.

Tüm bu gelişmeler ışığında, Türk otomotiv sanayinin yaşanan teknolojik gelişmelere uyumlu olarak Ar-Ge yatırımlarını hızlı şekilde elektrikli, otonom sistemler gerektiren yeni nesil araç üretimi ve akıllı ulaşım sistemleri üzerine yönlendirmesi stratejik önceliklerden biri olması gerekiyor. Ayrıca beşeri sermayeye yaşanan dijital dönüşüme adaptasyonu sağlayacak beceriler kazandırılması, yerli üreticilerin küresel pazarlarda rekabetçilik gücünü kaybetmemesi adına önemli rolü oynayacak diğer bir husus.

Devletin özel sektör ile ortak çalışarak sektör dinamiklerine göre uygulanabilir destek mekanizmalarını hızla hayata geçirmesi de dönüşüm sürecinin daha etkin şekilde yönetilmesini sağlayacaktır.

Son olarak, yerli otomobille ilgili düşünceleriniz nelerdir?

Dünyada yaşanan değişim milli otomobilde de uygulanacak ve bizler de OSS olarak, bu süreci yakından takip ediyoruz. Örneğin, büyük tartışma konusu olan üretim ve pazarlama konularının yanında, elbette satış sonrası ürün ve hizmet süreçleri de önem arz ediyor.

Gerek yerli sermaye ağırlıklı üye yapımız, gerekse de Türkiye’nin her noktasına ulaşan dağıtım ağımızdan aldığımız güçle bu projede yer almamız gerektiğini düşünüyoruz.